Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E:2025/3440, K:2025/4430 Sayılı Kararı Işığında Kira Sözleşmelerinde Kefilin El Yazısı Şartı ve Geçersiz Kefaletin Sonuçları

Konut ya da işyeri kiralarken çoğu zaman “zaten kefil var, kirayı alma konusunda sorun yaşamayız” denir. Ancak kira sözleşmesindeki kefaletin, özellikle de kefilin el yazısı şartına uyulmadığı için geçersiz sayılması, kiraya veren açısından ciddi bir sürprizle sonuçlanabiliyor. Kira ödenmediğinde kefile dönülememesi, ticari planlamayı da, bireysel mali dengeleri de doğrudan etkiliyor.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E:2025/3440, K:2025/4430 sayılı kararı, kira sözleşmelerinde kefaletin şekle bağlı yapısının ve “el yazısı” şartının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Karar; özellikle standart matbu kira sözleşmeleri, emlak ofislerinde hazırlanan formlar ve “hazır metni imzala gitsin” anlayışının hukuki risklerini net biçimde görünür kılıyor.


Kira Sözleşmesinde Kefalet: Neden Şekle Bağlı?

Kefalet, borçlunun borcunu ödememesi halinde kefilin devreye girdiği, kişisel bir teminattır. Türk Borçlar Kanunu kefaleti; borçluyu değil, kefili koruyan sıkı şekil şartlarına bağlamıştır. Çünkü kefil, çoğu zaman asıl borcun tarafı değildir ama ağır bir mali yükümlülük altına girmektedir.

Bu nedenle kanun, kefaletin:

– yazılı şekilde yapılmasını, 
– kefilin sorumlu olacağı azami miktarın, 
– kefalet tarihinin, 
– ve belirli hallerde eş rızasının 

bizzat kefilin el yazısı ile belirtilmesini zorunlu tutmaktadır. Özellikle tüketici niteliğindeki kefiller bakımından bu koruma daha da öne çıkar.

“Kefilin el yazısı şartı, formalite değil; kefilin gerçekten neye imza attığını bilmesini sağlamak için getirilen bir güvenlik bariyeridir.”

Standart kira sözleşmelerinde kefilin sadece imza atması, matbu metinde “kefil” hanesinin doldurulması, çoğu zaman tek başına geçerli bir kefalet doğurmamaktadır. İşte Yargıtay’ın E:2025/3440, K:2025/4430 sayılı kararı tam bu noktada önem kazanıyor.


Yargıtay 3. HD E:2025/3440, K:2025/4430 Kararının Çerçevesi

Söz konusu dosyada, kira sözleşmesine dayanılarak kiracının ödenmeyen kira borçlarından kefilin sorumluluğu ileri sürülmüş; kefil ise kefaletin kanuni şekil şartlarına uymadığını, bu nedenle geçersiz olduğunu savunmuştur.

Yargılama sürecinde tartışma, özünde şu soruda yoğunlaşmıştır:

– Kira sözleşmesinin kefalet bölümündeki imza ve matbu ifadeler, kanundaki “kefilin el yazısı ile belirtilme” şartını karşılıyor mu, yoksa kefalet baştan itibaren geçersiz mi?

Yargıtay, kararında kira sözleşmelerinde yer alan kefalet beyanının:

– sadece matbu ibarelerden, 
– boşlukları doldurulmuş standart formdan, 
– veya sadece imzadan ibaret olması halinde, 

kanunda aranan şekil şartlarını karşılamadığını vurgulayarak, bu durumda kefaletin geçersiz olduğu sonucunu benimsemiştir.

Bu bakımdan karar, kira sözleşmelerindeki kefalet düzenlemeleri için şu pratik mesajı verir niteliktedir:

“Kefilin yalnızca imza atması yetmez; kanunun aradığı el yazısı unsurları yoksa, kira borcundan kefile gidilemez.”


Kefilin El Yazısı Şartı Tam Olarak Ne İfade Ediyor?

Kararın odak noktası, kefilin el yazısı şartının nasıl anlaşılması gerektiği.

Kefalet beyanında, özellikle:

– kefilin sorumlu olacağı azami miktarın
– kefaletin tarihinin
– ve kefalet iradesini açıkça gösteren beyanın 

kefilin kendi el yazısı ile yazılması aranır. Bu, sonradan “ben neye imza attığımı bilmiyordum” iddialarını tamamen ortadan kaldırmasa da, ciddi ölçüde zayıflatır ve kefilin bilinçli rızasını güçlendirir.

Yargıtay’ın bu ve benzeri kararlarında öne çıkan yaklaşım çok açık:

– Matbu kira sözleşmesinde hazır yazılı metin,
– Emlakçı tarafından doldurulan standart form,
– Sadece “kefil” hanesine atılan imza,

tek başına yeterli görülmemektedir.

El yazısı şartına uyulmadığında, kefalet sözleşmesi başlangıçtan itibaren geçersiz kabul edilir. Bu da doğrudan şu anlama gelir: Kiraya veren, kira borcu için kefile yöneldiğinde, kefil “benim kefaletim hukuken geçerli değil” dediğinde Yargıtay çizgisine göre ciddi bir dayanak elde eder.


Geçersiz Kefaletin Sonuçları: Kim, Hangi Riskle Karşı Karşıya?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E:2025/3440, K:2025/4430 sayılı kararı, özellikle kiraya verenler açısından şu tabloyu netleştiriyor:

1. Kiraya Veren Açısından

Kira borcu ödenmediğinde, geçerli bir kefalet yoksa:

– Kiraya veren yalnızca asıl borçlu kiracıya yönelebilir. 
– Kefile karşı takip veya dava açılmışsa, mahkeme kefaletin geçersizliği gerekçesiyle davayı reddedebilir. 
– Eğer kiraya veren, kefilin sorumluluğuna güvenerek kira ilişkisine girmişse, bu beklentinin hukuki karşılığı oluşmayabilir.

Bu durum özellikle:

– Uzun süreli kira sözleşmelerinde, 
– Yüksek bedelli ticari kiralamalarda, 
– Kredi bağlantılı kira ilişkilerinde 

mali riskin fiilen artması anlamına gelir.

2. Kefil Açısından

Geçersiz bir kefalet, kefili çoğu zaman fiili borçluluk baskısından kurtarır. Fakat bu, her durumda ihtilafın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez:

– Kiraya veren, geçersiz kefalet nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararı başka hukuki temellerle ileri sürmeye çalışabilir. 
– Kefilin kira ilişkisine fiilen müdahil olması (örneğin, işyerini beraber kullanması, kira ödemelerini fiilen üstlenmesi) ayrı hukuki tartışmaları beraberinde getirebilir. 

Ancak Yargıtay’ın ele alınan kararındaki yaklaşım, kefalet sözleşmesi özelinde şekil şartlarına uyulmamışsa kefilin kira borcundan sorumluluğunun doğmayacağı yönündedir.

3. Kiracı Açısından

Kefaletin geçersiz olması, kiracının borcunu ortadan kaldırmaz. Kiracı, kira sözleşmesinden doğan borçların doğrudan muhatabıdır. Sadece kiraya verenin “ek teminat” olarak öngördüğü kefil devre dışı kalmış olur.


El Yazısı Şartının Uygulamada En Çok İhlal Edildiği Noktalar

Yargıtay’ın incelediğimiz kararı, pratikte sıkça rastlanan bazı alışkanlıkların hukuki riskini de işaret ediyor. Uygulamada tipik olarak şunlar görülüyor:

– Emlak ofislerinde bilgisayardan çıktı alınan standart kira sözleşmeleri, 
– “Kefil” hanesi altında matbu metin ve sadece imza, 
– Kefalet tutarı yazılmamış ya da genelleştirilmiş ibareler (“tüm borçlardan sorumludur” gibi), 
– Kefalet tarihi bulunmayan ya da kira sözleşmesi tarihine atıfla geçiştirilen ifadeler.

Bu tür belgelerde, Yargıtay’ın E:2025/3440, K:2025/4430 sayılı kararında izlediği çizgiye göre, kefaletin geçerli kabul edilmesi oldukça güçleşmektedir. Karar, özellikle “imzanın varlığı tek başına yeterlidir” yaklaşımını açıkça reddeden bir pratik sonuç doğurmaktadır.

“Hazır form üzerindeki imza, kefaletin kanuni güvencelerini ortadan kaldıramaz; şekle uygun olmayan kefalet, hukuken yok hükmüne yaklaşan bir zayıflık taşır.”


Kira Sözleşmelerinde Kefalet Düzenlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Bu karar, kira sözleşmesi düzenlerken tarafların reflekslerini de değiştirebilecek nitelikte. Özellikle:

– Kefalet beyanının, sadece sözleşmenin içindeki küçük bir bölüm olarak değil, 
– Kendi şekil şartlarına tabi, ayrı bir hukuki işlem olarak 

ele alınması gerektiğini hatırlatıyor.

Uygulamada şu hususlar öne çıkıyor:

1. Matbu Metin + İmza = Çoğu Zaman Yetersiz

Kefaletin, kira sözleşmesinin genel metniyle birlikte bilgisayarda yazılmış olması ve kefilin sadece imza atması, el yazısı şartını karşılamıyor. Yargıtay’ın bu kararında da esasen bu yaklaşım teyit edilmiş durumda.

2. Azami Miktar ve Tarih Unsuru

Kefilin sorumluluğunun sınırları, belirsiz ve genel ifadelerle bırakıldığında hem kanunun ruhuna hem de Yargıtay’ın yerleşik çizgisine aykırı düşüyor. İncelenen kararda da, kefaletin şekli unsurlarındaki eksiklik, kefaletin tamamen geçersizliği sonucuna bağlanmıştır.

3. Kefalet İradesinin Açık ve Bireysel Olması

Kefilin “kiracının yanına imza atması”, tek başına kefalet sayılmıyor. Yargıtay, kefilin iradesinin açık bir şekilde, kendi el yazısıyla, belirli bir borca ve miktara yönelmiş olmasını arıyor. İncelediğimiz kararda da, bu çıtanın altındaki beyanlar geçerli kabul edilmemiştir.


Yargıtay Kararının Uygulamadaki Yansımaları

E:2025/3440, K:2025/4430 sayılı karar, kira ilişkilerinde birkaç temel sonuç üretiyor:

– Kiraya verenler açısından kefile güvenerek yapılan uzun vadeli kiralamaların riski artıyor; 
– Kira sözleşmesi matbu formlarının “kefalet” kısımları, ciddi bir hukuki gözden geçirme gerektiriyor; 
– Kefillerin, şekle uygun düzenlenmemiş belgelerle ağır borçlar altına sokulmasının önüne güçlü bir yargısal bariyer konulmuş oluyor.

Bu karar, aynı zamanda şu gerçeği de netleştiriyor: 

“Kira sözleşmesinde ‘kefil’ başlığı altına imza atmış olmak, tek başına her zaman kefil sıfatını doğurmaz.”

Dolayısıyla, kira sözleşmelerinde kefaletin varlığını ve kapsamını tartışırken, artık sadece sözleşmenin varlığına değil, kefalet bölümünün şekli ve içeriğine de yakından bakılması zorunlu hale geliyor.


Sonuç: Kefalet, Kira Sözleşmesinin Küçük Bir Detayı Değil

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E:2025/3440, K:2025/4430 sayılı kararı, kira sözleşmelerinde yıllardır süregelen “nasıl olsa imza var, kefalet tamam” yaklaşımının hukuken sürdürülebilir olmadığını açık biçimde gösteriyor.

– Kefilin el yazısı ile belirtilmesi gereken unsurlar eksikse, 
– Kefalet beyanı matbu metin ve yalnızca imzadan ibaretse, 
– Kefilin sorumluluğunun kapsamı ve tutarı açıkça sınırlandırılmamışsa, 

kira borçları bakımından kefilin sorumluluğuna gidilmesi ciddi ölçüde tartışmalı hale geliyor.

Son tahlilde, bu karar, kira ilişkilerinde tarafların beklentilerini daha gerçekçi zemine çekiyor:

– Kiraya veren açısından: Teminatın gerçekten hukuken geçerli olup olmadığına bakılması gerektiğini, 
– Kefil açısından: El yazısı şartının, ağır bir mali taahhüt altına girerken önemli bir güvenlik işlevi gördüğünü, 
– Kiracı açısından: Kefaletin geçersizliğinin, kira borcunu ortadan kaldırmadığını, yalnızca ek teminat mekanizmasını zayıflattığını hatırlatıyor.

Kira sözleşmelerinde kefalet, artık “imza atılmış küçük bir bölüm” değil, başlı başına şekle sıkı sıkıya bağlı, dikkatle ele alınması gereken bir hukuki işlem olarak karşımızda duruyor.

Yasal Uyarı : Bu metin yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bütün somut uyuşmazlıkların kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğinden somut uyuşmazlıklara dair hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Hak kaybı yaşanmaması adına hukuki süreçlerin yetkin bir avukat aracılığıyla takip edilmesi gerektiğini ısrarla hatırlatırız.

İlgili İçerikler

Benzer İçerikler