“Suça Sürüklenen Çocuk” İbaresi Değişiyor mu? “Adli Süreçteki Çocuk” Düzenlemesi
“Suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuk ceza adaletinde uzun süredir kullanılan teknik bir ifade. Ancak bu kavramın, henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan çocuk üzerinde suçluluk algısı yaratabildiği ve damgalayıcı bir dil oluşturduğu yönündeki eleştiriler yeni bir kanun teklifine yansıdı.
TBMM gündemindeki Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin birçok hükümde “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesini öngörüyor.
Ancak teklif yalnızca bir kavram değişikliğinden ibaret değil. Çocukların ceza sorumluluğu, yaş küçüklüğü nedeniyle uygulanan ceza indirimleri, sosyal inceleme raporları, güvenlik tedbirleri ve infaz rejimi bakımından da önemli değişiklikler içeriyor.
Güncel durum – 24 Temmuz 2026: Teklif TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilmiş ve Komisyon raporunu vermiştir. Henüz TBMM Genel Kurulunda kanunlaşmış ve Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş değildir.
“Suça Sürüklenen Çocuk” İbaresi Değişti mi?
“Suça sürüklenen çocuk” ifadesinin “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesini öngören düzenleme şu anda kanun teklifi aşamasındadır.
2/3771 esas numaralı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 22 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilmiştir.
Ancak Adalet Komisyonunda kabul edilmesi, düzenlemenin yürürlüğe girdiği anlamına gelmez.
Teklifin kanunlaşabilmesi için TBMM Genel Kurulundaki yasama sürecinin tamamlanması ve kabul edilen kanunun Anayasa’daki süreç uyarınca Resmî Gazete’de yayımlanması gerekir.
Bu nedenle bugün için:
- “Suça sürüklenen çocuk kavramı kaldırıldı.”
- “Artık mahkemelerde adli süreçteki çocuk denilecek.”
- “Yeni çocuk ceza sistemi yürürlüğe girdi.”
şeklindeki ifadeler henüz hukuken doğru değildir.
“Adli Süreçteki Çocuk” Ne Demek?
Teklif, mevcut mevzuatta kullanılan “suça sürüklenen çocuk” kavramını daha nötr bir ifadeyle “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirmeyi öngörüyor.
Bu değişiklik esas olarak kavramın adlandırılmasına ilişkindir.
Mevcut Çocuk Koruma Kanunu’ndaki sistem; kanunda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ya da işlediği fiil nedeniyle hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocukları kapsayan özel bir hukuki statü öngörmektedir.
Teklif kanunlaşırsa bu hukuki statü, birçok maddede artık “adli süreçteki çocuk” ifadesiyle anılacaktır.
Bu kavram:
- çocuğun bir adli süreçle temas ettiğini ifade eder,
- ancak kullanılan dil itibarıyla çocuğu henüz baştan “suça sürüklenmiş” olarak nitelendirmekten kaçınır.
Kavram Neden Değiştiriliyor?
Kanun teklifinin gerekçesinde, “suça sürüklenen çocuk” ifadesine yönelik iki temel eleştiri öne çıkıyor.
Bunlardan ilki, soruşturma aşamasında henüz çocuğun suç işlediğine ilişkin kesin bir hüküm bulunmamasına rağmen kavramın bir tür ön kabul oluşturabilmesi.
İkinci eleştiri ise “suça sürüklenen” ifadesinin her yaş grubundaki çocuğu edilgen bir konumda tanımlaması.
Bu nedenle teklif, çocuğun üstün yararı gözetilerek daha tarafsız ve adli sürecin niteliğini ifade eden “adli süreçteki çocuk” kavramının kullanılmasını öngörüyor.
Kavram değişikliğinin temel amacı, çocuğun henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmadan suçlu olarak damgalanmasının önüne geçebilecek daha nötr bir hukuk dili oluşturmak.
Değişiklik Hangi Kanunları Kapsıyor?
Teklif yalnızca Çocuk Koruma Kanunu’nun tek bir maddesindeki ifadeyi değiştirmiyor.
Düzenleme;
- 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun çok sayıda maddesinde,
- 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nda ve
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükmünde
yer alan “suça sürüklenen” ifadelerinin “adli süreçteki” veya “hakkında adli süreç yürütülen” şeklinde değiştirilmesini öngörüyor.
Dolayısıyla teklif kanunlaşırsa çocuk adalet sisteminin temel terminolojisinde geniş kapsamlı bir değişiklik meydana gelecek.
Ancak teklifin etkisi yalnızca kullanılan kavramlarla sınırlı değil.
12 Yaş Altı Çocuklarda Ceza Sorumluluğu Değişiyor mu?
Türk Ceza Kanunu’nun mevcut sisteminde, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu bulunmaz.
Bu çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılamaz; ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
Gündemdeki teklif, 12 yaş altındaki çocukların ceza sorumluluğu bulunmadığı yönündeki bu temel sistemi ortadan kaldırmıyor.
Bununla birlikte teklif, ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından uygulanabilecek tedbirleri çeşitlendiren yeni bir “yönlendirme tedbirleri” sistemi getiriyor.
Bu nedenle kavram değişikliğinin:
“12 yaş altındaki çocuklara artık ceza verilecek.”
şeklinde yorumlanması doğru değildir.
12–15 Yaş Grubunda Ne Değişmesi Öngörülüyor?
12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış çocuklarda mevcut sistem iki farklı ihtimali birbirinden ayırır.
Çocuk, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamıyor veya davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmemişse ceza sorumluluğu bulunmaz.
Bu yeteneklerin bulunduğunun kabul edilmesi hâlinde ise çocuk hakkında yaş küçüklüğüne özgü ceza rejimi uygulanır.
Kanun teklifi bu temel ayrımı kaldırmıyor; ancak ceza sorumluluğu bulunduğu kabul edilen çocuklar bakımından ceza sınırlarını yükseltmeyi öngörüyor.
Teklife göre:
- ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda uygulanacak ceza aralığı 13 yıldan 18 yıla,
- müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 10 yıldan 12 yıla,
- diğer süreli hapis cezalarında bir fiil için uygulanabilecek üst sınır ise 9 yıla
çıkarılmak isteniyor.
Daha önemli bir değişiklik ise bazı ağır suçlar bakımından öngörülüyor.
Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında; kusurun ağırlığı, amaç ve saik, suçun işleniş biçimi ve önceki kasıtlı hapis mahkûmiyeti gibi ölçütler dikkate alınarak, ceza sorumluluğu bulunan 12–15 yaş grubundaki çocuk hakkında hâkimin 15–18 yaş grubuna ilişkin ceza rejimini uygulayabilmesine imkân tanınması öngörülüyor.
Bu nedenle teklif, 12–15 yaş grubunda yalnız terminoloji veya rehabilitasyon mekanizmalarını değil, doğrudan ceza miktarlarını da etkileyebilecek hükümler içeriyor.
15–18 Yaş Grubunda Ceza İndirimi Kalkıyor mu?
Teklif hakkında en fazla yanlış anlaşılmaya açık konulardan biri bu.
Teklif, 15–18 yaş arasındaki bütün çocuklar bakımından yaş küçüklüğü indirimini tamamen kaldırmıyor.
Ancak mevcut ceza sınırlarını yükseltiyor ve belirli ağır suçlar bakımından hâkime daha geniş bir değerlendirme alanı tanıyor.
Teklif kanunlaşırsa 15–18 yaş grubunda:
- ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 19–27 yıl,
- müebbet gerektiren suçlarda 15–18 yıl,
- diğer süreli hapis cezalarında ise üçte bir indirim uygulanmakla birlikte bir fiil için en fazla 15 yıl
hapis cezası gündeme gelebilecek.
Ayrıca kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında, kanunda sayılan ölçütler dikkate alınarak hâkimin 15–18 yaş grubuna özgü yaş küçüklüğü hükümlerini uygulamamasına imkân tanınması öngörülüyor.
Dolayısıyla:
- “15–18 yaşındaki bütün çocuklara yetişkin cezası verilecek.”
ifadesi doğru değildir.
Ancak:
- “15–18 yaş grubunun ceza rejiminde hiçbir esaslı değişiklik yok.”
demek de hukuki tabloyu yansıtmaz.
15 Yaşından Sonraki Mahkûmiyetler Tekerrüre Esas Olabilecek mi?
Teklifin önemli hükümlerinden biri de tekerrür rejimine ilişkin.
Mevcut düzenlemede çocukluk dönemindeki suçlara ilişkin daha geniş bir yaş istisnası bulunurken teklif, TCK m.58’deki yaş sınırını 18’den 15’e düşürmeyi öngörüyor.
Düzenleme kanunlaşırsa, fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş çocukların önceki mahkûmiyetlerinin tekerrür hükümleri bakımından dikkate alınabilmesi gündeme gelecek.
Bu hüküm, özellikle tekrar suç işleme hâllerinde ceza ve infaz rejimi açısından sonuç doğurabilecek önemli bir değişiklik niteliğinde.
Sosyal İnceleme Raporunda Ne Değişiyor?
Sosyal inceleme raporu, çocuğun yalnız işlediği iddia edilen fiil üzerinden değil;
- aile yapısı,
- sosyal çevresi,
- eğitim durumu,
- gelişim özellikleri,
- psikososyal koşulları
ile birlikte değerlendirilmesine yardımcı olan önemli bir araçtır.
Teklif, bu konuda somut bir değişiklik öngörüyor:
15 yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu hâle getiriliyor.
15 yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde ise bunun gerekçesinin iddianamede veya mahkeme kararında gösterilmesi öngörülüyor.
Ayrıca 15 yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmadan düzenlenen iddianamenin iade edilebilmesine yönelik Ceza Muhakemesi Kanunu değişikliği de teklifte yer alıyor.
Bu yönüyle teklif, ceza yaptırımlarını ağırlaştıran hükümlerin yanında çocuğun bireysel koşullarının daha sistematik biçimde incelenmesini sağlayacak mekanizmalar da içeriyor.
Yönlendirme Tedbirleri Nedir?
Teklif, Çocuk Koruma Kanunu’na yeni bir “yönlendirme tedbirleri” sistemi eklemeyi öngörüyor.
Bu tedbirler özellikle ceza sorumluluğu bulunmayan adli süreçteki çocuklar bakımından çocuklara özgü güvenlik tedbirleri olarak düzenleniyor.
Teklifte yer alan başlıca yönlendirme tedbirleri:
- sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri,
- dijital risklerden korunma tedbiri,
- kitap ve kütüphane tedbiri,
- çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri,
- tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve davranışsal bağımlılıklarla ilgili tedavi ve rehabilitasyon tedbirleri
şeklinde sıralanıyor.
Bu mekanizmaların amacı, çocukla yalnız ceza yaptırımı üzerinden ilişki kurulması yerine sosyal, eğitsel ve rehabilite edici müdahalelerin de kullanılmasını sağlamak.
Çocukların İnfaz Rejiminde Ne Değişiyor?
Teklif çocuk hükümlülerin cezalarının infazına ilişkin de önemli değişiklikler içeriyor.
Mevcut sistemden farklı olarak, çocuk hükümlülerin hapis cezalarının infazına kural olarak çocuk kapalı ceza infaz kurumunda başlanması, iyi hâlli olduklarının değerlendirilmesi hâlinde çocuk eğitimevine ayrılmaları öngörülüyor.
Bununla birlikte belirli kısa süreli mahkûmiyetler bakımından doğrudan çocuk eğitimevinde infaza başlanmasına ilişkin istisnalar bulunuyor.
Teklif ayrıca:
- çocukların suç türlerine göre barındırılmasını,
- iyi hâl değerlendirmelerinde uzmanların yer almasını,
- bazı ağır suçlarda koşullu salıverilme hesabına ilişkin çocuklara özgü avantajların sınırlandırılmasını
öngören hükümler içeriyor.
Bu nedenle paketi yalnızca “rehabilitasyonu güçlendiren bir düzenleme” olarak tanımlamak yeterli değildir.
Teklif Ne Zaman Yürürlüğe Girecek?
Henüz kesin bir yürürlük tarihi bulunmuyor; çünkü teklif kanunlaşmış değil.
Komisyonda kabul edilen metinde düzenlemelerin kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Ancak bunun hukuki sonuç doğurabilmesi için önce:
- teklifin TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi,
- kabul edilerek kanunlaşması,
- Anayasa’daki yasama sürecinin tamamlanması ve
- Resmî Gazete’de yayımlanması
gerekiyor.
Bu nedenle teklif aşamasındaki hükümler bugün yürürlükteki çocuk ceza hukukuna uygulanamaz.
Düzenlemenin İki Yönü: Koruma ve Daha Sıkı Ceza Rejimi
“Suça sürüklenen çocuk” yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesinin kullanılması, daha tarafsız ve damgalamayı azaltmayı amaçlayan bir hukuk dili arayışını yansıtıyor.
Teklif ayrıca sosyal inceleme raporlarını, yönlendirme tedbirlerini ve kurumlar arası koruma mekanizmalarını güçlendiren hükümler içeriyor.
Ancak düzenlemenin yalnızca bu yönüne bakmak eksik olur.
Kavram daha koruyucu bir dille değiştirilirken, aynı teklif bazı suçlar ve yaş grupları bakımından ceza ve infaz rejimini daha sıkı hâle getiren hükümler de içeriyor.
Özellikle 12–15 ve 15–18 yaş gruplarında ceza sınırlarının yükseltilmesi, belirli ağır suçlarda hâkime daha ağır yaş rejimini uygulama yetkisi tanınması, 15 yaş sonrasındaki mahkûmiyetlerin tekerrür bakımından dikkate alınabilmesi ve çocuk hükümlülerin infaz sistemindeki değişiklikler bu yönü ortaya koyuyor.
Bu nedenle teklifin hukuki etkisi yalnızca:
“Suça sürüklenen çocuk artık adli süreçteki çocuk olarak adlandırılacak.”
cümlesinden çok daha geniştir.
24 Temmuz 2026 itibarıyla bütün bu hükümler teklif aşamasındadır. Nihai hukuki çerçeve, TBMM Genel Kurulunda kabul edilecek metin ve Resmî Gazete’de yayımlanacak kanun üzerinden değerlendirilmelidir.
Yasal Uyarı : Bu metin yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bütün somut uyuşmazlıkların kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğinden somut uyuşmazlıklara dair hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Hak kaybı yaşanmaması adına hukuki süreçlerin yetkin bir avukat aracılığıyla takip edilmesi gerektiğini ısrarla hatırlatırız.
